25.4.17

fakat müzeyyen bu derin bir uyku.


hellö okuyucu!

sana şu an
iki haftadır kesintisiz dört saat uyumuşluğu olmayan
beyazı yerini kan kırmızıya terketmiş gözlerimle bakıyorum.

hayır,
bi hayli de büyükler
parkta sokakta çoluk çocuğu korkutuyorum.

zombi dizilerinden figüranlık istemeye niyetlendim bi ara.
ama başörtülüler ahirete gidiyo,
zombi çıkmıyo pek onlardan dediler.

elf gözlerim görmüyo legolas.

geçenlerde berile ne yatak aldınız diye soran bi anne adayının maili vardı.
şimdi burdan da okuyosa,
pek kibar cevapladım ama içimde kaldı
allasen ben ünlü blogger bilmemkim miyim anacım
bana niye soruyonuz böyle şeyleri?

ama kendi bebek alışverişim sırasında
pek kaynak bulamadığımdan
yeri gelmişken kendi tecrübelerimi de kaynağa dönüştüreyim dedim.
sözlükçüler,
kaynak hakkında espri istemem ona göre.

beril hayatının sadece ilk gecesini uykuda geçirdi.
geri kalanında beni dünyaya yarasa olarak
geldiğine ikna etmeye uğraştı.
yemedim.

doğar doğmaz bebeğinin odasını ayıran annelerin aksine
ben anne kokusuna ne kadar doyarsa
o kadar çabuk ayrılır görüşündeydim.

osmanlıda babaların içliklerinden
çocuklara zıbın dikilirmiş,
yavru anne kokusunu aldı baba kokusuna da doysun diye.
bi hikmeti vardır diye düşünüyorum.


bu sebeple şu anne yatağına yapışan beşiklerden aldık.
görseldeki ben değilim,
görseldeki bebek de dünyalı değil
zira öyle minnoş yatan bebeğe,
huzurla bakan uykusunu almış anneye henüz rastlamadım.

oldukça faydasını gördüm diyebilirim.
bir yaşına kadar geceleri yataktan kalkıp
yanına gitme olayını ortadan kaldırıyo.
sonrasında ikeadan
kendi odasının modelinde bi karyola aldık.
fakat odasını ayırmak benim için sıkıntı olacaktı.
aradaki mesafe uzaktı,
sonra şehir değiştirdik çocuk daha eve alışmadı derken
bu beşiğin bi kenarını çıkarıp yine anne yanı yaptık.

çok sağlam olduğunu söyleyemem,
gecenin bi yarısı çocuk çat diye yere düşünce bi iki kere
derledik topladık kaldırdık.

artık büyüdü,
bıktık karyola almaktan
evlenene kadar kullansın bundan sonra kocası alsın banane ya
triplerine girmiştik ki
ikea'nın busunge serisi minnoş uzayan karyolaları geldi, kaptık.


bu süreci yaşayan tüm iki yıllık analar gibi
ben de farkettim ki
dünyadaki en önemli şey iman, ikincisi sağlık,
üçüncüsü iyi bi uyku.

olaya fiziksel açıdan yaklaşacak olursak;
dinlenmemiş ve uykusunu alamamış bünyenin
güne "oh lala" kıvamında uyanması ve
pozitif enerjisini insanlara yayması mümkün değil.
şu asansörde gördüğümüz sabah homurdakları
işte tam olarak uykudan nasiplenemeyenler bana kalırsa.

biyolojik olarak yaklaşacak olursam
homeostatik dengenin ilk basamağı.

düzgün yaşamak için gerek duyduğun hormonları salgılamak,
organlarının ritmik düzenini sağlaması için
gerek duyduğun en temel ihtiyaç.

kimileri için hayattan kaçış,
kimileri için hayatı yakalayış yöntemi.
asıl konudan uzaklaşıyorum,
dur toparlıycam.

yatak konusunda tercihimiz yatsan.com oldu.
benim belim bir trafik kazasında iki yerinden kırıldı okuyucu.
sonrasında sertliği, anatomik özellikleri falan derken
yatsandan daha kapsamlı bir markaya rastlamadık.

ikea karyolasına uygun,
uzayabilen yatak da üretse yeme de yanında yat olacak.

ebet, uykusuzluğun bünyede oluşturduğu
berbat espri yapma yetisinin cana gelmiş haliyim,
farkındayım.

şu son iki haftada ben kendimden gördüm ki
insanoğlu tamahkardır.

evleneli dört sene oluyo fakat
düzenimizi hala tam olarak kurabilmiş değiliz.

iş ve şehir değişiklikleri,
belirsizlikler,
isteklerin ve kriterlerin farklılıkları derken
ben yine içsel bi hesabın tam ortasına düştüm.

ankaradayken
-ki kendisine kesme işareti koymak bile istemiyorum,
özel sanmasın diye.-
istanbula bi gidelim de nolursa olsun diyoduk.

orda eşşek kadar dört oda bi salon,
yepyeni gıcır gıcır ultra süper bi evde otururken
tabi allahtan istediklerimin farkında değildim.

"allam nolur istanbula dönelim,
ev eski meski olsun umursamıyorum artık
bi mutfağı temiz olsun yeter" dediğimi hatırlıyorum en son.

sahiden de öyle oldu.
bu zamana kadar hep olduğu gibi,
allah benim dualarımı ağzımdan çıktığı şekilde kabul etti.
kadir gecesi doğmuşum anacım, nasip.

istediğimiz yerde,
istediğimiz sitede bi ev bulduk ama
sağolsunlar ahır gibi kullanmışlar ve gerçekten de
ev sahibi sadece mutfağını yeniledi.

eve ısınamadım.
benim için otelden farksız olmalıydı,
istanbula dönmüştük,
beril yalnız büyümeyecekti.

her gün sevdiklerimizle birlikteydik,
enver iş stresiyle değil yüzü gülerek geliyodu,
hatta eve geliyodu bak bu bile değişiklik.

alnının ortasındaki çizgi geçmişti,
haftasonunu bizle geçiriyodu.
nasıl dua etmişsem artık
bi buçuk senedir toplamda üç kahvaltı yapmışlığımız vardı
kahvaltısını yapıp berille oynayıp işe öğlene doğru gidiyodu.

tam yabancı dizilerdeki zengin, mutlu,
kornfleks yiyen aileler gibiydik.
tek farkımız zengin olmayışımızdı,
ama lazım değildi o zaten.

ve bana yine geldiler.

elindekilerin değerini bilmeyen her insan gibi
eve alışamadım, enver bu ne biçim ev,
her yeri dökülüyo diye uykularımı kaçırmaya başladım.

bugün tam iki hafta oldu,
uyuyamıyorum.

bi an önce içimize sinen bi yerde
huzur içinde yerleşik hayata geçelim istiyorum.

allah beni elimdekilerle imtihan etmesin ama,
çok mu şey istiyorum?






4 yorum:

  1. Kıyamam sana Sema. İçine sinmeyince sinmiyor dem k ki, yapacak bişey yok. Tez vakitte gönlüne göre bir ev bul inşallah. Hem formülü de söyledin, dua et, hemencik uykunu alacağın günlere kavuş inşallah. Ben o filmlerdeki annelerdenim ama kızma bana sakın. Uykuyu çok seven bir oğlum var 😅

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dur yahya eymeni iyi bi kınayayım da başıma gelsin.

      Sil
  2. Adsız16:42

    (bkz: kaynak götüm)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. go home sözlükçü.

      Sil

 
;