30.11.12 16 yorum

face swap olayına aşık olmuş olabilirim(:

hiç gülesim yoktu ya.
aslında gülesim vardı da
sebebim yoktu,
öyle dolanırken face swaplere denk geldim
ne eğlendim be(:
  

edward'la obamaya öldüm yalnız(:






11 yorum

bi çocuğum olaydı, fotoşortla hayal gücümü konuşturaydım..


olamaz mı?
olabilir..





6 yorum

good friday. the good one, the bad one, the ugly one.

hayırlı cumalar okuyucu.

geçen hafta,
haftasonuna girerken bi yazı yazmıştım.
süper bi haftasonu olsun,
mutluluk getirsin,
sonrasında iyi bi hafta geçirelim diye.

ama benim için hiç öyle olmadı.
bu yüzden bu sefer
hiçbişey dilemiyorum.

bi dilekle başlasın herşey demiştim ya;
unut onu.

artık haftalar iyi başlasın istemiyorum,
iyi bitsin istiyorum.
böylesi hepsinden güzel.

bu sefer olmadı ama
bi dahaki belki çok güzel biter.
cocorosie'den gelsin,
good friday..


bi yerlerde bana ait bişey var.
bi parçamı bi yerlerde bıraktım.

i once fell in love with you
just because the sky turned from gray
into blue..





14 yorum

up.. hayatım olmasını istediğim film..


up..
hayatı sorguladığım,
çantamı toplayıp gitsem dediğim,
gözümden yaş getiren film..
 
pixar bir daha ilk on beş dakikası
bu kadar muhteşem bi film yapar mı?
 
carl kadar şanslı mıyım,
hayatımın insanı olur da
beni o kadar mutlu eder mi?
 
o gittiği zaman;
ben ayakta bile zor dururken 
hayallerimizin peşinde koşacak dermanı bulur muyum?
 
 birlikte başlamak,
birlikte yaşamak,
birlikte yaşlanmak,
birlikte sonlanmak.
 
mutluluğun resmi kesinlikle
bu evin duvarında asılı olan..
 
 
her izlediğimde canım başka bişeye acıdı,
ve bu sefer albüm köşesindeki
"thanks for the adventure,
now go have a new one" yazısına.

 
 
 
 
 
29.11.12 0 yorum

şebnem ferah - fırtına


şebnem ferah;
gelmiş geçmiş en iyi türk müzisyeni.
bunu bi kenara yaz okuyucu.

keşke dişlerini, botoksunu yaptırmasaydı,
saçlarına o garip şekli vermeseydi;
ama vardır bi bunalımı dediğim.

kambur sırtına yaslanabilecekleri gururları yüzünden
burnu pislikten kurtulmayan
insanların hislerinin tercümanı.

aklımıza
kendine rağmen durma, bas git şeklindeki
anarşik anarşik fikirleri sokan.

yedimin,
yirmi üçümün,
yetmişimin kadını..





16 yorum

elvis costello - she

iyakşamlar okuyucu.
bütün gün dana gibi yatıp
hastalıklar içinde kıvranırken,
gündüz bahsini geçirdiğim kitaba gömülmüşken
kulağımda tek bi melodi vardı;
she..

böyle zarif zarif
danteller içinde salınayım,
bana bu şarkıdaki gibi
meri antuvanet havasında hissettirecek
bazı olaylar olsun.
gözlerimde incecik eyelinerlar,
ellerimde siyah dantel upuzun eldivenler,
 başım zarifçe havaya kalkmış.

sonra durdum
neyin hayalini kuruyosun sümüklü dedim.
sen önce bi yataktan kalkabil,
pijamalarını çıkaracak gücü bul kendinde.
haspam dedim.
aa elvisciğim şımartmayın şunu
allasen falan dedim de
o kısmının muhatabına ulaştığından
emin değilim.

(elvis, bloğumu takip ettiğini biliyorum.
cevap vermediğin için alınmadım,
merak etme)

ben romantizm özürlü bi insanımdır.
mesela biri önümde diz çöküp
evlenme teklif etse
kalk be kalk dizlerini pis ettin derim.

en nefret ettiğim çiçek kırmızı güldür,
türkçe slow şarkılardan iğrenirim.

aşkım diyen birini gördüğümde
kaşığın tersiyle ağzına şaplatasım gelir.

sevgililer günü ayağına
kendini enayi yerine koydurmaktansa
hiç bahsetmek istemiyorum.

bu şarkı için insanlar oov ne kadar romantik
yorumunu yapsa da,
benim için bambaşka bişey.
(romantik parçalar benim yalnızca
gardrobumda yer alabilir tatlım.)

 bu huzurun şarkısı.
yanında rahat, mutlu, güvende
hissedebileceğin insanların şarkısı.

bu aralar içinde bulunduğum
sıkıntılı durumdan dolayı
her dinlediğimde gözlerimin dolmasına sebep oluyo ayrıca.

nası lan diyorum.
nası bi kadın ki bu,
böyle şeyler söyleyebilmiş birisi.

vay anasını diyorum.
dünyada ne insanlar var,
etraflarında ne kadar değer veren başka insanlar var.

böyle insanların hep birbirlerini bulmaları
azcık adaletsizlik olmamış mı diyorum.
biz neden kozalakça yoğun bi ülkede yaşıyoruz diyorum.
etrafımdaki herkes için,
"bir elvis değil" diyorum.

he dicen ki sen julia rabırts mısın kızım
hangi elvisin hayalini kuruyosun?
yani o kadar güzel olmayabilirim ama
ağız boyutu konusunda
her türlü kapışırım.

(bi dakka.
bu bi dezavantaj mıydı o.O)


she may be the reason i survive..

neşe dolu,
eğlendiren, güldüren,
beklenmedik anda öfkelenen,
günü cennete ya da cehenneme çevirebilen,
hem gülen hem ağlayan kadına;
her halin benim anılarım olsun diyen
adam tarafından söylenmiş şarkı.

insanın gözlerini bazen mutluluktan,
bazen kendini çaresizce
başkalarıyla kıyaslamaktan dolayı dolduran.






10 yorum

bir cinayetin psikanalizi

uzun zamandır beni
bu kadar heyecanlandıran
bi kitap olmamıştı okuyucu.

ilk sayfasından tutuldum.

bi de aklıma melodram geldi
siyah üstüne pembe olunca (:

az önce başladım,
bakalım ne zaman biter.
altını çizdim haberiyle
en kısa zamanda
karşında olmayı umuyorum.

ama bu aralar her umduğumun
çotank diye kafama indiğini göz önüne alırsak
fazla ümitlenme okuyucu.
her an kitap yanabilir,
üstüne yıldırım düşebilir,
uzaylılar kaçırabilir..

şimdilik özet babında
bi arka kapak yayınlamak istedim;
belki alıp
benle birlikte okumak istersin diye(:



Bir Cinayetin Psikanalizi,
1909 yılında sıcak bir Ağustos akşamı
Sigmund Freud´un, rakibi ve öğrencisi
Carl Jung ile birlikte
buharlı gemi George Washington´dan inmesiyle başlıyor.

Şehrin diğer ucunda, şehri tepeden gören
muazzam bir apartman dairesinde,
çok güzel bir kadın avizeye asılmış bir şekilde
ölü bulunur.

cinsel işkenceye maruz kalmış,
kırbaçlanmış, kesilmiş ve boğulmuştur.
Ertesi gün, ikinci bir güzel kadın,
yüksek sosyeteyle alay eden
ve donuk, cansız anne-babasını küçümseyen
asi bir mirasyedi
 katilin elinden kıl payı kurtulur.

Ama bir histerik olan Nora Acton,
saldırıyla ilgili hiçbir şey hatırlamamaktadır.
Amerika´nın ilk psikanalistlerinden biri olan
Dr. Stratham Younger,
Freud´un rehberliğinde onu tedavi etmeye başlar.
Freud, Jung´un rekabetçi ruhuyla
ve kendisini yok etme komplolarıyla uğraşırken,
kendisini entrikalar, maskeler
ve insan zihninin hileleriyle dolu
bir cinayet gizeminin içinde bulan kişi Younger oluyor.

Akıcı bir dille yazılmış olan
ve etkileyici gerçek detaylara dayanan
Bir Cinayetin Psikanalizi,
yeni bir romancının hayranlık uyandıran yeteneğini
gözler önüne sererken,
Freud, Carl Jung ve Hamlet hakkında bildiklerinizi
gözden geçirmenize neden olacak. 





6 yorum

evanescence - bring me to life


avazım çıktığı kadar
bağırmak istediğim zamanların şarkısı.

biri beni hayata döndürsün,
dönüştüğüm hiçlikten çıkarsın diye
maalesef periyodik şekilde dinlediğim..

taa lise yıllarımın şarkısı.
çok uzak bi zaman değil halbuki,
neden yetmiş yaşında gibi
yıkık, kırgın, pişman,
bi şansı daha yokmuş gibi
hissettiğim konusunda
bi fikrin var mı okuyucu?





28.11.12 12 yorum

bu şakayı yapan insan olamaz.

ben izlerken kalktım
tüm ışıkları aça aça bi dolandım evde,
anneeaa diye seslendim
üstüne bi bardak su içtim;
içindekiler ne hale geldi acaba..


 prodüksiyon mu yoksa cidden mi yapılmış
ayrımını yapamadım ama
gerçekse,
brezilyalılar futbolcudan başka
gerizekalılar da üretiyomuş.
bunu gördük.

bi de türklere yapsalardı,
şöyle amcalar teyzeler
"napıyon çocuğum burda
senin annen nerde" diye sorsaydı
ço daha eğlenceli olmaz mıydı(:

ayrıca,
bunun hapisanelerdeki
tüm çocuk istismarcılarına
uygulanması gerektiğini düşünüyorum.
gebersinler.
 
 

 
 
8 yorum

diy - simli tayt



ço kreatif dimi okuyucu?

benim aklıma ilk olarak
bu yapıştırıcıyı nerden bulucaz ki
mod podge'la olmaz mı la sorusu geldi,
ama her derdin dermanı

meğersem oldukça
satılan bi malzemeymiş..


edit:
ben yapmadım yav,
 buldum sadece.



9 yorum

gördüğüm en harika dublör fotoları (:


haha körstin (:
titrek ağzını yidiğim (:





27.11.12 28 yorum

bıyık pasta nasıl yapılır? semmma sordu, semmma cevapladı.

bıyık simgesine
nasıl da aşık olduğumu
herkes duysun.
allahın bildiğini kuldan saklayacak değilim.

ama amacım bu aşkın
büyüklüğünü anlatmak değil.
babamın domgünüydü bugün.
pasta yapayım dedim.
erkek pastası nasıl olur?

şeker hamuru kullansam,
ohooo neler neler çıkar.
ama evde yenecek pastalarda
tercih etmiyorum şeker hamurunu.
krema en nefisi.

insan öğrenci olunca
hayal gücü genişliyo okuyucu.
minimum malzemeyle
maksimum çeşit çıkarmayı öğreniyosun.

öğrenci evinde kaldığım zamanlarda
hepsi patatesten yapılma
on çeşit yemek ürettiğimizi bilirim.
patatesli makarna,
patatesli yumurta,
patatesli patates,
 patates kızartmalı patates püresi.


şimdi de gidip bıyıklı pasta kalıbı mı alayım?
hayır alayım almasına da
kaç kere kullanabilirim ki.
bazen böyle tutumluluklarım vardır.
(nadir de olsa..)

ünlü uzakdoğu öğretisinin sembolü
yin yang
hayatımı kurtardı.
(demek ki öğretinin hedefi buymuş)

yuvarlak keki yin yang şeklinde kestim,

 sonra parçaları yan yana koyup bıyık şeklini verdim.


 sonra da kapladım işte,
standart prosedür.


çokolaymış nan.
son halini çekmeyi unutmuşum ama
olsun,
anlamışsındır.



10 yorum

zarif topuzların hastasıyız.

örgü topuz nasıl yapılır?
işte böyle okuyucu.

hani bazı sabahlar
okulda kızları görüyoruz
anam sabahın köründe kuaföre mi gitmişler diye
eblek eblek bakıyoruz ya;
sırları çok basitmiş.
daha da saygı duymam ehehe(:

 rengine de bayıldım..





 
13 yorum

artık sevmemen gerektiğini anlatan biri vardır karşında.


artık sevmemen gerektiğini
anlatan biri vardır karşıda.
uğrunda kendinden vazgeçtiğin,
ama umursamazlığı ile
kaç zamandır iç acıtan.

sevildiği kadar sevmediği ortada.
hatta bazen her davranısı ile yoran,
yıpratan.

"her seye rağmen"dir
bir süre onun için yapılan her sey.

gözlerinde ilk zamanlardaki coşkuyu görmek için.
mutluluktan uctugu zamanları
tekrar yakalayabilmek için.
"eskisi gibi" olsun diye her sey.

ve bir gün yorulduğunu anlar insan..
onu yanında tutmaya çalışmaktan,
tutamamaktan.
mutlu etmeye çalışmaktan,
başaramamaktan.

onun için yeniden "vazgeçilmez" olmak için
uğraşmaktan,
olamamaktan.

tuhaf bir hissizlik.
önemli de değildir artık
ne düşündüğü,
ne yaptığı,
ne hissettiği..

üzülür önce, anlayamaz.
hatta belki sinirlenir.
ama önemli değildir..
için acır biraz.
döner gidersin yoluna,
çok fazla geriye bakmadan.





6 yorum

hayatımızın ennn güzel on yılıydı..


içinden hermoine, harry ve ron geçen..
ve biz diğer çocuklardan
çok daha şanslıydık.




2 yorum

döneceksin diye söz ver - yüksek sadakat


madem herşey biter,
yine başlar yeni baştan dediğin
ama buna inanmadığın zamanlar olur ya hani;
bilirsin hiç düzelmeyeceğini.

git özlet kendini desen de
sadece sen özleyeceksindir,
bilirsin.

yeni baştan başlayacak,
yeni yerler görecek,
yeni insanlar keşfedecek olan odur.
giden odur,
kalırsın.

bana nolur ellerini ver dersin,
uzaklaşır.
arkasında bir vazgeçiş,
bir iç çekiş,
 bir derin ah bırakır.
tükenirsin.

"yaktık seninle biz
bir yangını yeni baştan" dersin de
o hepsini unutmuştur ya okuyucu;
sanki onca zamanı birlikte geçirmemişsin gibi.
pişman olursun.

"oraya git, ama yine gel"
diyebilecek kadar teslim edersin
ömrünün kalanını.
dönsün diye söz istersin,
üç harfle avutabilir seni oysa.
ama yapmaz.
 parçalanırsın.


bi de,
keşke cemil demirbakan
yüksek sadakat'ten ayrılmasaydı.
keşke tüm iyi gruplar
dağılmak zorunda olmasaydı.
bi tane kalmadı be.
sonra o kıytırık solo albümü yapmasaydı,
sesini harcamasaydı.
daha güzelleri onun olsaydı.





26.11.12 20 yorum

"o bana kırılmaz" diye bişey yok arkadaşım.

 yok.
tamam mı?

insanların istediğini
dilini tutmadan,
beynine sinyal gönderip
bi tartma zahmetine katlanmadan
çatır çutur söyleyip,
sonra da yanındakilere dönüp
aman o bana kırılmaz demesine
anlam veremiyorum.

hiç düşündün mü niye kırılmıyorum?
bi kere neden kırılmayayım
babamın oğlu musun?

üstelik babamın oğluna bile
yeterli sıklıkta kırılıyorum,
alınıyorum ben.
neyin fazla?

benim gururumdan,
sırf tatsızlık çıkmasın diye susma nezaketimden
neyin fazla?

ordan baktığında
kaybolmayan sakız,
tükenmeyen kalem,
kırılmayan bardak gibi mi duruyorum?

çok öfkeliyim okuyucu.
çok.
şu street fighterdaki gibi
aduket göndermek istiyorum şu an
bunu yapan insana.

bu neyin özgüveni acaba..

 
 insanların manasız manasız konuşup
ipe sapa gelmez cümleler kurup
sonra "o bana kırılmaz" diye
saçma sapan bi bahane üretmesi,
sonra bi de gülümsememi beklemesi
ahaha tabi canım demeyince bozulması falan.

çok yapmacık,
hırsını kıskançlığını veya standart ego problemlerini
üzerimden atabilmek için çok basit,
en kötüsü de yakıştıramadığım insanlar olunca
çok can yakıcı.

 yok.
yapılmasın bu.
madem bu kadar istiyosun
alakasız bi yerde alakasız bi patlama yaşamak;
şirinlik yapar gibi
"o bana kırılmaz" deme.
artık şirin değilsin.

kırdın,
bari hüküm verme hakkımda. 
 



9 yorum

bir ay sonra tekrar; bana söz yine baharlar gelecek..

iç sıkıntısıyla bön bön bloggera bakıp
kafamı dağıtmak için
eften püften şeylerle meşgul olurken
gözüm çağla'nın postuna takıldı.
(çirkef gibi de hemen sahiplendim)
dilime de tuana..

tut.
bırakma peşini,
hayatın ateşini,
gel..
diye diye çağırdı.

nasıl bir şarkı dedim.
nasıl bir ses,
nasıl bir nefes..

nasıl bir eskimemek,
nasıl bir umut vermek..

keşke ben de
"sana söz yine baharlar gelecek" dendiğinde
gözüm kapalı inanabilsem..

bu nasıl bi canlı performans adam?!
hem çalmak, hem söylemek..

canlı istemem ben kayıt insanıyım diyenler için gelsin:



söylerken medeni cesaretimden ötürü
kendi önümde saygıyla eğilmek istiyorum.
özellikle söööööz derken..
(bkz: evlerden ırak)




13 yorum

böyle de çalışmaktan mutlu olmak.


işi bitememek nefis bişeymiş okuyucu.

okulda hoca,
öğrenci,
çalışan namına kimse kalmadığında
(akşam öğrencileri ve hocaları var gerçi..)
 hala bişeyleri bekliyo olmak
paha biçilemezmiş.

hastalıktan geberiyorum,
nefes alamıyorum,
gözlerimi kapattığımda bi daha açmak istemiyorum
ve beynimden dışarı çıkmak isteyen
40 derecelik bi ateş var.

ama ben okulda
otoklavın soğumasını bekliyorum.
ve bu durumdan da çok mutluyum.

neden?
bi sor neden?

çünkü,
iki senedir bekleyip de
bi türlü konu beğenmediğim,
danışmanımın beynini yediğim,
sonra da ben bu kadar bekledim
olmaz daha kapsamlı bişey isterim diyip
baş belasına çevirdiğim tezime
başlamış bulunuyorum.

luna bana tez yazıyorum demişti de
oov o günleri görür müyüm demiştim;
gördüm luna!
tank bizim oldu!

 minimum üç saat daha çalışmam lazım
bodrum katında bi laboratuvarda.
ben ki zamanında
istanbul üniversitesinin beşyüz metrekarelik
lablarını beğenmemiş insanım,
bu duruma
nasıl mutluyum anlatamam.

manyak mıysam neysem.
 



 
19 yorum

nefis bişey buldum okuyucu, tam benlik!


rahatlığın sözlük anlamı
bu olsa gerek..
çok yapılası.





25.11.12 20 yorum

on yüz bin teşekkür yazısı

 bu yazıyı, bazı insanlara
teşekkür etmenin aslında
çok da zor bişey olmadığını
göstermek için yazıyorum.


beni mutlu eden tüm filmleri için
tim burton'a teşekkür ederim.

radikal kararlar vermemi sağlayan anneme,
her kararımın arkasında duran babama
teşekkür ederim.
(bi dakka. tim burton ailemden önce mi geldi?)

 bana tartışma esnasında
sakin kalmayı,
konuşmanın bazen hiç işe yaramayacağını
öğreten danışmanıma
teşekkür ederim.

 blogspot'a,
bana bu kalbi kadar temiz sayfayı ayırdığı için
teşekkür ederim.
(bkz: hatıra defteri)

 düzgün araba kullanan
tüm bayan şöförlere teşekkür ederim.

nutella big damacana

nutella'nın,
toblerone'un,
filtre kahvenin,
topuklu ayakkabının,
cheesecake'in,
jelibon'un üreticilerine
teşekkür ederim.

tiyatro başlamadan önce ışıkları söndüren adama,
harika patlıcan dolması yaptığı için babaanneme,
çogüzel çiğ köfte yaptığını iddia edip
yedirmeyen insana,
kabus görürken arayıp uyandıran arkadaşıma
teşekkür ederim.
(hayır, hissetmemiş. çok gereksiz bi konuydu.)


sonra parklarda ısrarla balon,
kağıt helva,
pamuk şeker satmaya çalışıp
çocukluğumuzu unutturmayan amcalara;

ve çocukluğuma anlam katan
kokulu defterlere,
içinden elime sim bulaşan halleylere,
probislere,
salçalı süzme yoğurtlu ekmeğe,


minik renkli kolonya poşetlerine,
albenisini çöpe attığım adama,
beyaz plastik kaşıklı minik çokokreme,
hayal gücümü genişleten şebnem bebeklere,
ütülen tasolarıma,
beni beş taş kraliçesi yapan
yuvarlak taşlara,
 turuncu patenlerime
teşekkür ederim.
bana çok şey öğreten
çelik korseme de..


kendi eğlencesi için değil,
onlar da doysun diye martılara simit atanlara;

kötü yanlarını göstererek
kendi iyi yanlarıma şükretmemi sağlayan
ceyarlara;
 (jr da ölmüş bu arada..)

 uzuun zamanlardır beni gülümseten
yiğit özgür'e, uğur gürsoy'a,

umut sarıkaya'ya teşekkür ederim.



 bana iyi ki varsın diyen herkese,
kötüyüm yazdığımda,
tek kelimem için mail atanlara;
iyi ki varolanlara,
ilerde bana evden çalışabileceğim
bi iş üretecek olan insana
(varlığı konusunda hala ümitliyim..)
teşekkür ederim.

ayakkabı raflarıma,
elbise dolabıma,
gece beni yataktan inmek zorunda bırakmayan
(ki yatağım tavanda)
başucu su bardağıma,
 her sabah yüzümü gülümseten
duvarımdaki turuncu klasik araba tablosuna
teşekkür ederim.

bu kadar doğaüstü yazdıkları için
tolkien'e,
grange'e,
chattam'a,
dekker'a,
çok teşekkür ederim.

çok sevimli olduğu için serçe parmağıma,
günde elli kez düşmemi engellediği için
şu halıların altındaki kaydırmayan tabakaya,
helena rubinstein eyeliner'a,

bitmesine rağmen
koklayıp mutlu olduğum
karpuzlu parfüme,
 tel tokaya
(küçük ama vazgeçilmez.),
kaymayan eşarbın üreticisine
teşekkür ederim.


beni bu oskara layık gördükleri için önce akademiye,
bi dakka.
bunun daha zamanı vardı.

döndüm kendime baktım da okuyucu,
bi yerim eksilmemiş.
burnum, kolum, bacağım falan tam.

 demek ki teşekkür etse
burnunun düşeceğini sanan insanlar
yanlış biliyo.




 
;